2014 Bütçesi Üzerine 2

Dr. Erkan AYDOĞANOĞLU Eğitim-Sen Eğitim Uzmanı-Çalışma Ekonomisi Doktoru
Dr. Erkan AYDOĞANOĞLU
Eğitim-Sen Eğitim Uzmanı-Çalışma Ekonomisi Doktoru

2014 Bütçesi Üzerine – II

 

Dr. Erkan AYDOĞANOĞLU*

 

2014 Merkezi Bütçe Kanun Tasarısı, 22 Ekim Salı gününden itibaren TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda görüşülmeye başlandı. 2014 bütçesi, tıpkı öncekiler gibi, hükümet programına, orta vadeli programa ve hükümetin diğer hedeflerine paralel bir şekilde hazırlandı ve meclise sunuldu.

Bütçe ödeneklerinde Maliye Bakanlığı’na 97 milyar 43 milyon lira ödenek ayrılırken, 52 milyarı faiz ödemelerinden oluşan Hazine’nin bütçesi 63,9 milyar lira olarak öngörülmüştür. Milli Eğitim Bakanlığı’na 55,7 milyar lira, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na 32,7 milyar lira, Milli Savunma Bakanlığı’na 21,8 milyar lira, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na 17 milyar 24 milyon lira ödenek ayrıldı. Diyanet İşleri Başkanlığı, 5 milyar 442 milyon liralık bütçesiyle her yıl olduğu gibi bu yıl da çok sayıdaki bakanlığı geride bırakmıştır.

Türkiye, 2014 bütçesi ile bir kez daha halkın ödediği vergilerin arttırılarak otomatiğe bağlandığı, askeri ve güvenlik harcamalarının belirgin bir şekilde arttığı, asgari ücretlilerin, işçilerin ve kamu emekçilerinin en temel ekonomik, sosyal haklarının ve insanca yaşam taleplerinin göz ardı edildiği bir bütçe ile karşı karşıya bırakılmıştır.

2014 Bütçe tasarısı, AKP Hükümetinin bütçeyi oluştururken tercihini bir kez daha sermaye sınıfından yana yaptığını göstermektedir. Bütçe gelirlerinde en fazla pay sahibi olan emekçilerin ekonomik ve sosyal taleplerini karşılamak bir tarafa, 2014 bütçesinden halkın temel ihtiyaçlarına ayrılan paylarda herhangi bir somut artış söz konusu değildir.

2014 bütçesinin ilk dikkat çeken özelliği, kamu istihdamında belirgin bir daralmaya gidilmesidir. 2013 yılı içinde bugüne kadar 134 bin yeni kamu personeli alan hükümet, önümüzdeki yıl alacağı memur sayısını yaklaşık yarı yarıya azaltarak 74 bine düşürmeyi ve personel dışındaki kamu harcamalarında kısıntıya gitmeyi planlamaktadır. Kamuda esnek çalışma ve performans değerlendirme uygulamalarının yaygınlaşmasının bir sonucu olarak alınan bu kararın, 2014 yılında kamu emekçilerini angarya işlerde ve daha yoğun çalıştırmayı hedeflediği anlaşılmaktadır.

Hükümetin mal ve hizmet alım giderlerini 2014 yılı için sadece 1,9 oranında artırmış olması, kamu kurumlarının kamu hizmetlerinden “tasarruf” etmeye zorlanması anlamına gelmektedir. Belediyelerin personel giderlerinin, belediye bütçesinin yüzde 30’unu aşmaması uygulaması, 2014 yılında tüm kamu kurumları için fiilen uygulanacağını göstermektedir.

2014 bütçe tasarısı, yıllardır benimsenen ve ağırlıklı olarak ücretli emekçileri ezen vergi rejimini sürdürmeyi hedeflemektedir. Geniş halk kesimleri özellikle dolaylı vergilerin ağır yükü altında ezilirken, gelir vergisi ve Özel Tüketim Vergisi gelirlerinin arttırılacak olması, 2014 yılında da geniş halk kesimleri ağır vergi yükü altına girecektir. Söz konusu vergi rejiminin en temel özelliği, vergi ve zamlar altında sürekli ezilen işçi ve emekçilerin kanını emen bir “vampir” haline gelmiş olmasıdır.

 

Eğitim ve sağlık bütçeleri piyasalaştırmanın habercisi

 

2013 yılında 47 milyar 496 milyon TL olan Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) bütçesi, 2014 yılı için yüzde 18 artışla 55 milyar 705 milyon TL olmuştur. MEB bütçesindeki artışın en önemli nedeni, bakanlığın 4+4+4 dayatması nedeniyle eğitimde yaşanan sorunların içinden çıkılamaz hale gelmesi, okul ve derslik açıklarının yanı sıra, özellikle okulların altyapı ve donanım eksikliklerinin maliyetinin artmış olmasıdır.

Yıllardır iktidar partisi tarafından bütçeden en büyük payın eğitime ayrıldığı yöndeki iddiaların ne kadar gerçeği yansıttığını bütçe kalemleri göstermektedir. MEB bütçesinin yüzde 68’i personel giderleri, yüzde 10’u sosyal güvenlik devlet primi giderleri olmak üzere, eğitim bütçesinin yüzde 78’i doğrudan doğruya personel giderlerine gitmektedir.

AKP iktidara geldiğinde, MEB bütçesinden eğitim yatırımlarına ayrılan pay yüzde 17 iken, 2013 yılı itibariyle MEB bütçesinden eğitim yatırımlarına ayrılan pay yüzde 6’ya gerilemiştir. Gerçek anlamda eğitime ayrılan bütçeyi en iyi yansıtan veri eğitim yatırımlarıdır. Eğitimi adım adım ticarileştiren, özel okulları doğrudan desteklemek için çok sayıda düzenleme yaparken, kamu okullarını kendi kaderiyle baş başa bırakan AKP iktidarının “eğitime en çok payı kendilerinin ayırdığı” söylemi gerçeği yansıtmamaktadır.

“Sağlıkta dönüşüm” adı altında yıllardır sağlık hakkını hızla piyasalaştırmış, toplum sağlığını sağlık piyasasının insafına bırakmıştır. Sağlık hakkı özel hastanelerin ve ilaç tekellerinin beklentileri doğrultusunda dönüştürülmektedir. Bu dönüşüm 11 yıldır bütün boyutlarıyla sürmekte, gerek sağlık emekçileri, gerekse sağlık hakkı adım adım ellerinden alınan geniş halk kesimleri sağlıkta dönüşüm sürecinin neler pahasına gerçekleştirildiğini, her geçen yıl daha iyi anlamaktadır. Son yıllarda sağlık hizmetlerinin bütçeden finansmanı yerine, sigorta primleri ve katkı payları şeklinde, sağlıkta cepten ödemelerin artmasını fiyatlandırma uygulamaları ile maliyetin ilk aşamada en azından bir bölümünün hizmetten yararlananlara ödettirilmesi uygulaması hayata geçirilmiştir.

2013 yılından itibaren Sağlık Bakanlığı bütçesi parçalanmaya başlamıştır. Sağlık bütçesi, Sağlık Bakanlığı, Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu ve Türkiye Halk Sağlığı Kurumu olmak üzere üç parçaya ayrılmıştır. Buna göre Sağlık Bakanlığı bütçesi 2013’te 2 milyar 490 milyon TL iken, 2014 yılında sadece 29 milyon TL’lik artışla 2 milyon 519 milyon TL’ye yükselmiştir. Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu’na ayrılan pay 8 milyar 119 milyon TL’den, 9 milyar 29 milyon TL’ye, Türkiye Halk Sağlığı Kurumu’na ayrılan pay 6 milyar 77 milyon TL’den 6 milyar 874 milyon TL’ye yükseltilmiştir. 2013 yılında toplamda 16 milyar 686 TL olan sağlık bütçesi, 2014’te 18 milyar 422 milyon TL’ye yükseltilmiştir.

Sağlıkta Dönüşüm programının ana hedeflerinden birisi sağlık hizmetleri ile hizmetlerin finansmanı ayırmak adına hayata geçirilen kamu özel ortaklığı uygulamasıdır. Bu yönde son birkaç yıl içinde önemli yasal düzenlemeler gerçekleştirilmiştir. Kamu Hastane Birlikleri ile ilgili yasal düzenlemenin ardından, hız kazanan kamu özel ortaklığı uygulamaları ile “Şehir hastaneleri” projeleri hızlanmıştır[1]. Kamu-özel ortaklığıyla kurulacak şehir hastanelerini, yüklenici firmalar inşa edecek ve işlemesinden yükümlü olacaktır. Karşılığında kamudan kira bedeli alacaklar, ayrıca kampus içindeki ticari alanlardan gelir elde edebileceklerdir.

Şehir hastaneleri uygulaması ile devlet, kamu kaynaklarıyla hastane inşa eden, teknik donanımını sağlayan, sağlık hizmeti dışındaki temizlik, yemekhane, kantin, otopark, alışveriş, güvenlik vb gibi hizmetleri de sunan şirkete 25 yıla kadar yapılacak sözleşme süresi içinde kira bedeli ödeyecektir. Kira bedellerinin, hastane işletmelerindeki döner sermayelerden ve bütçeden ayrılacak ödeneklerden yapılacak olması, sağlığa ayrılan payın nerelere gideceği hakkında yeterince ipucu vermektedir. Sağlıkta bu süreler içinde kamu tarafından ödenmesi planlanan kira bedelinin 50 milyar TL olacağı tahmin edilirken, yüklenici firmalara şehir hastaneleri için yüzde 70 doluluk garantisi verilmiş olması dikkat çekicidir.

Halkın büyük bir bölümüne cazip gelen “Beş yıldızlı otel konforunda hastaneler istemez misiniz?” reklamları eşliğinde pazarlanan kamu-özel ortaklığı, halk için sağlık hizmetlerinin tamamen paralı hale gelmesi, daha fazla borçlanma, taşeronlaşma, esnek ve güvencesiz istihdam, sağlık emekçilerinin mali ve sosyal haklarının tasfiyesi anlamına gelmektedir.

 

Savunma ve güvenlik harcamaları artıyor

 

Türkiye, yıllardır yüksek savunma harcamaları yapan ülkeler içinde ilk on ülke içinde yer almaktadır. Gerek Türkiye’nin Ortadoğu’da giriştiği yeni roller, gerekse yaklaşık 30 yıldır Kürt sorununda benimsenen çözümsüzlük politikalarının bir sonucu olarak savaş ve silahlanmaya ayrılan bütçe payları hep tartışma konusu olmuştur. Kürt sorununun çözümü açısından önemli olan ve 9 ay önce başlatılan müzakere sürecinin, 2014 bütçesinde savunma ve güvenlik harcamalarında en küçük yansımasının olmaması, hükümetin müzakere sürecini neden yokuşa sürdüğünün ipuçlarını vermektedir. 2014 bütçesi içinde toplamda 50 milyar TL’yi bulan, savunma ve güvenlik bütçesi kalemleri şu şekildedir;

 

¨      Milli Savunma Bakanlığı’nın 20 milyar 359 milyon TL olan 2013 bütçesi, 2014 yılı için 21 milyar 815 milyon TL’ye yükseltilmiştir.

¨      Milli İstihbarat Teşkilatı’nın 2013 yılında 995 milyon 569 bin TL olan bütçesi, 2014 yılı için 1 milyar 59 milyon TL’ye çıkarılmıştır.

¨      Emniyet Genel Müdürlüğü’ne ayrılan pay 14 milyar 777 milyon’dan 16 milyar 557 milyon TL’ye yükseltilirken, Jandarma Genel Komutanlığı’na ayrılan pay 5 milyar 843 milyondan, 5 milyar 157 milyon TL’ye düşürülmüştür.

¨      Sahil Güvenlik Komutanlığı’na ayrılan pay ise, 432 milyon TL’den 451 milyon TL’ye yükseltilmiştir.

¨      Telefon dinlemeleri ile bilinen Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) bütçesi 1,5 milyar TL’den, 1 milyar 786 milyon TL’ye yükseltilmiştir.

 

AKP hükümetinin aksi yöndeki tutumlarının aksine Türkiye’de ilk kez bu kadar açık bir şekilde barışın kapısı aralanmış, silahların susması ile demokratik siyaset kanallarının açılması yönündeki umutlar artmıştır. Bütün bu gelişmelere rağmen, savunma ve güvenlik bütçesi için bu kadar yüksek ödenekler ayrılmış olması, hükümetin içeride ve dışarıda bölgesel bir güç olmak için hazırlık yaptığı izlenimini vermektedir.

Yapılması gereken savunma bütçesini arttırmak değil, doğrudan ya da dolaylı olarak savaşa destek anlamına gelen bu ödeneklerin azaltılması, koruculuk sisteminin tasfiye edilmesi, tasarruf yapılacaksa savunma harcamalarından yapılarak, kaynakların yıllardır mağdur edilen bölge halkının acil iş, ekmek ve barınma sorunlarının çözümüne yarayacak projelere aktarılmasıdır.

 

Bütçede emekçilerin sorunlarını çözme iradesi yoktur 

 

Çalışma yaşamında yaşanan sorunlar, başta iş cinayetleri olmak üzere, kayıt dışı çalışma ve hak ihlallerine rağmen, Çalışma Bakanlığı bütçesinin ihtiyacı karşılayacak düzeyde artmaması, Hükümetin çalışma yaşamına ve emekçilere ne kadar değer verdiğinin görülmesi açısından önemlidir.

Çalışma Bakanlığı’nın öncelikli gündemi olması gereken çalışma yaşamına ilişkin sorunların geçmişte olduğu gibi, 2014 yılında da gündem olmayacağını bugünden görmek mümkündür. 2002 yılında 387 bin olan taşeron işçi sayısı, 2013 yılında 2 milyonu aşmıştır. Taşeron işçi sayısındaki dikkat çekici artışın en önemli nedeni, Çalışma Bakanlığı tarafından da tercih edilen “hizmet alım yöntemi”nin doğrudan istihdam sağlamaya göre çok daha ucuza gelmesidir. Bu sebeple kamu kurumları dahil birçok kurum, ulaştırma, güvenlik, temizlik gibi birçok hizmeti taşeron firmalar aracılığıyla yürütmektedir.

Birçok kamu kurumunda daha önce memurların yaptığı işler artık taşeron firmaların elemanları eliyle yürütülmektedir. İçinde Çalışma Bakanlığı’nın da bulunduğu bütün bakanlıklar ve belediyeler de hizmet alımına yoğun ilgi gösteren kurumlar arasındadır. Kamu, “daha ucuza geldiği için” hizmet alımı yöntemiyle taşeron işçi çalıştırma yoluna gitmektedir. Özellikle hastanelerde geçmiş yıllarda memurlar tarafından yapılan evrak kaydı ve sekreterlik gibi birçok hizmeti taşeron firmalarının elemanları sunmaya başlamıştır. 2002 yılında Sağlık Bakanlığına bağlı hastanelerde çalışan taşeron işçi sayısı sadece 11 bin iken, 2013 itibariyle bu rakamın 150 bini bulmuş olması, çalışma yaşamının nasıl bir bütün olarak taşeronlaştırıldığının en somut ifadesidir.

Taşeron firmalar, daha çok kâr elde edebilmek için örneğin 10 işçi ile yapılması gereken işi 5 işçi ile yapmaya çalışmaktadır. İşçiler 8 saatten fazla çalıştırılmakta, çoğu zaman haftalık izin kullandırılmamakta, ücretleri düzenli verilmemekte, devletten alacağını peşin alan taşeron şirketler, işçilere daha geç ücret ödemesi yapmaktadır. Mesai sınırlaması olmaksızın çalıştırılan bu işçiler, fazla mesai durumunda mesai ücreti alamamaktadır.

Yıllarca çalışmalarına rağmen ücretleri hep asgari ücret düzeyinde kalan taşeron işçilerin sorunlarının çözülmesi için adım atması gereken merci Çalışma Bakanlığı olmasına karşın, bugüne kadar taşeron işçilerin sorunlarını çözmek adına somut adımlar atılmamış olması dikkat çekicidir.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bütçesi 2011 yılında 35 milyar TL iken, 2012 yılında bütçeden ayrılan pay yüzde %12 azaltılarak, 31 milyar 552 milyon TL düzeyine indirilmiş, 2013 yılında ise bütçe payı 32 milyar 113 milyon TL olmuştur. 2014 yılı için öngörülen bütçe miktarı 32 milyar 725 milyon TL’dir.

Çalışma Bakanlığı bütçesinde son yıllarda yaşanan belirgin azalmanın en somut sonucu denetimsizliğin artması ve kayıt dışı istihdam sorununun çözülmemesi olarak kendisini göstermektedir. Özellikle son yıllarda bakanlık bütçesinden işyeri denetimlerine yeterince pay ayrılmaması nedeniyle, iş cinayetlerine kurban giden işçilerin sayısında olağanüstü bir artış yaşanmıştır. İşçi sağlığı ve iş güvenliğine ilişkin yasal düzenlemeler yapılmasına karşın, bu alanda denetimlerin yapılmaması, 2014 yılında yeni iş cinayetlerinin yaşanmasını gündeme getirecektir.

Çalışma Bakanlığı’na ayrılan 2014 bütçe payının en dikkat çekici yönü, 32 milyar 725 milyon TL’lik Bakanlık bütçesinin neredeyse tamamı (32 milyar 418 milyon TL) cari transferlere ayrılmış olmasıdır. Cari transferlerin tamamına yakınını Sosyal Güvenlik ve Sosyal Yardım Hizmetleri oluşturulduğu dikkate alındığında, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın sorumluluk alanında olması gereken çalışma yaşamının yapısal sorunlarının, bakanlığın 2014 bütçesi içinde kayda değer bir payı olduğunu söylemek mümkün değildir.

Bakanlık bütçesinin yüzde 99’u cari transferlere ayrılırken geride kalan yüzde 1’lik pay içinde personel giderleri 134 milyon 462 bin TL; Sosyal Güvenlik Devlet Pirimi Giderleri 17 milyon 728 bin TL; Mal ve hizmet alım giderleri 34 milyon 119 bin TL; sermaye gideri 29 milyon 500 bin TL Sermaye transferi ise 91 milyon 742 bin TL olarak belirlenmiştir.

Çalışma Bakanlığı, taşeron işçilerin sorunlarını çözmek bir yana, asıl işlerde de taşeron çalıştırmanın önünü açarak, çalışma yaşamını bir bütün olarak taşeronlaştırmayı hedeflemektedir. Çalışma Bakanlığı’nın 2014 bütçesi, hükümetin çalışma hayatına verdiği önemi bütün boyutlarıyla göstermekte, işçi sınıfı bir kez daha kendi kaderi ile baş başa bırakılmaktadır.

 

2014 bütçesi halk için yapılmış bir bütçe değildir

 

2014 bütçesi, tıpkı önceki yıllarda olduğu gibi, gittikçe yoksullaşan halka yüklenen dolaysız ve dolaylı vergiler, özel sektöre kaynak transferi, sosyal güvenlik sisteminin tasfiyesi ve yatırımlarda azalmanın oluşturduğu karamsar tabloyu kararlılıkla sürdürmektedir. 2014 bütçesi, iç ve dış borçlar, borç faizi ödemeleri, dış ticaret açığı, faiz dışı fazla, yatırımlardaki azalma; eğitim ve sağlık gibi temel sosyal alanlarda yaşanan ticarileştirme, vergi adaletsizliği, gelir dağılımı ve bölüşüm politikalarının işçi ve emekçiler aleyhinde, yerli ve yabancı sermaye çevrelerinin çıkarına uygun bir şekilde biçimlendirildiğinin kanıtı niteliğindedir.

Yıllardır kamu hizmetlerine yeterli kaynak ayrılmamış, bu hizmetler piyasa kurallarına bağlanarak büyük ölçüde ticarileştirilmiştir. Kamusal mülkiyet ve hizmetler bu hedef doğrultusunda adım adım tasfiye edilmektedir. İmalat sanayi, enerji, madencilik, demir çelik, iletişim dahil bir çok temel ve stratejik sektör böylelikle uluslararası sermayenin sömürüsüne açılmıştır.

2014 bütçesi, kamu yatırımlarının sürekli gerilediği, askeri ve güvenlik harcamalarının bölgesel güç olma hayaliyle belirgin bir şekilde arttığı, asgari ücretlilerin, işçilerin ve kamu emekçilerinin insanca yaşam taleplerinin tamamen göz ardı edildiği bir bütçedir. Eğitim ve sağlık başta olmak üzere, kamu hizmetlerinin adım adım piyasa ilişkileri içine çekilmesini hedefleyen, taşeronlaştırmanın kural haline geldiği, iş güvencesiz ve kayıt dışı istihdam biçimlerinin yaygınlaştığı bir ortamda hazırlanan 2014 bütçesinin işçi sınıfının ve halkın çıkarlarına düzenlemeler içerdiğini söylemek mümkün değildir.

Bugüne kadar kamuda yaşanan köklü dönüşümlerin sonuçlarını başarılı bir şekilde gizleyebilen AKP iktidarı için reklâmların sonuna gelinmiştir. İktidarın peş peşe açığa çıkan yalanları ile yaşamın gerçekleri arasındaki çelişkilerin, 2014 bütçesi üzerinden daha da derinleşerek süreceği anlaşılmaktadır.



* Eğitim Sen Eğitim Uzmanı. (E-mail: erkanaydogan@gmail.com)

 

Bir Yorum Yazın