2014 Bütçesi Üzerine 1

Dr. Erkan AYDOĞANOĞLU Eğitim-Sen Eğitim Uzmanı-Çalışma Ekonomisi Doktoru
Dr. Erkan AYDOĞANOĞLU
Eğitim-Sen Eğitim Uzmanı-Çalışma Ekonomisi Doktoru

2014 Bütçesi Üzerine -I

 

Dr. Erkan AYDOĞANOĞLU*

 

Bütçeler, bir ülke ekonomisinin, ekonomi yönetimini elinde bulunduran siyaset mekanizmasının temel sınıfsal yönelimlerini, bütçe gelirlerinin nasıl toplanacağını, toplanan gelirden kimlerin ne kadar pay alacağının önceden belirlendiği belgeler olarak, siyasi iktidarın sınıfsal tercihlerini yansıtan metinlerdir.

Türkiye’nin kapitalist sisteme uyum sağlamak amacıyla alınan 24 Ocak 1980 kararlarının hayata geçirilme sürecinden bu yana kurulan bütün hükümetler, ülke ekonomisinin bir yıl içindeki gelir ve harcama kalemlerini gösteren bütçeleri oluştururken halkın ya da toplumun değil, yerli ve yabancı sermaye örgütlerinin ihtiyaçları ve beklentileri doğrultusunda hareket etmişlerdir.

1980 sonrası oluşturulan merkezi bütçelerin piyasa mekanizması ile hızlı bir bütünleşme içine girmesi, kamuya (halka) ait kaynakların, kamu hizmetlerinin dışındaki alanlara aktarılarak, kamu hizmetlerinin hızla piyasa ilişkileri içine çekilmesi sonucunu doğurmuş, bu durum her yıl yapılan bütçe kanunlarına da yansımıştır.

Bütçe kaynaklarının nasıl kullanılacağı sorunu gündeme geldiğinde ya da kaynakların herkesin ihtiyacına göre adilce bölüşülmesi talep edildiğinde, kaynakların denetimini elinde tutan siyasi iktidar temsilcileri hemen “kaynak yok” yalanına sarılmaktadır. Sırf bu durumun kendisi bile, bütçe kaynakları üzerinde uygulamada tek söz sahibi olan hükümetin sınıfsal tercihlerini açık bir şekilde göstermektedir.

Yoksul halk kesimlerinin, emekçilerin talepleri gündeme geldiğinde “kaynak yok” yalanına sarılanlar, halkın üç kuruşluk kazancını elinden almak için her fırsatta yeni vergilere ve zamlara başvurmaktan çekinmemektedir. Türkiye’de vergi gelirlerinin büyük bölümü ücretli emekçilerin gelirleri üzerinden karşılanırken, iş gelirlerin bölüşümüne gelince bütçeden en küçük payı alanların gelirlerinin önemli bir bölümü doğrudan ve dolaylı vergilere giden ücretli emekçiler olduğu gerçeği dikkat çekicidir.

AKP’nin 11 yıllık iktidarı döneminde bütçeler üzerinden gittikçe yoksullaşan halkın sırtına yüklenen dolaylı vergiler sürekli artmıştır. Halkın geniş bir kesimi artan vergiler ve zamlar altında ezilirken, patronlara “teşvik” adı altında yapılan kaynak transferleri, vergi indirimleri, faiz ödemelerinde sağlanan çeşitli avantajlar, özellikle iktidara yakın holdinglerin vergi borçlarının büyük bölümünün silinmesi gibi uygulamalar hız kesmeden devam etmektedir.

Türkiye, 11 yıllık AKP iktidarı döneminde büyük ölçüde dış kaynak girişine, başka bir ifade ile “sıcak paraya” bağımlı, yüksek cari açığın finansmanına dayalı bir büyüme stratejisi izlemiştir. Bu strateji bilimsel raporlarda “istihdamsız büyüme stratejisi” olarak adlandırılmaktadır. 2012 yılından itibaren yüksek büyüme oranları tersine dönmüş ve ekonominin durgunluğa girmesi ile birlikte büyüme oranlarında hedeflerin altında kalmıştır.

 

2014 bütçesi, kimin için hazırlanmıştır?

 

2014 Bütçe Tasarısı, TBMM’ye sunulmuş, 2014 yılına ilişkin tahmini gelir ve harcama kalemleri açıklanmıştır. 2014 yılı için milli gelir (GSYH) 1 trilyon 719 milyar TL olarak öngörülmüştür. Büyüme oranının yüzde 4, enflasyon oranının yüzde 5,3 olarak tahmin edilmesi inandırıcılıktan uzaktır. IMF, Dünya Ekonomik Görünüm raporunda Türkiye’nin 2014 yılı için büyüme oranını yüzde 3,5 olarak tahmin etmektedir.

Gerek Türkiye’nin mevcut ekonomik performansı, gerekse dünya ekonomisindeki durgunluk belirtileri, Türkiye’nin sadece 2014 yılında değil, sonraki yıllarda da düşük büyüme rakamlarıyla karşı karşıya kalacağını göstermektedir. Hedeflenen enflasyonun yüzde 5,3 olarak belirlenmesi, özellikle son yıllarda gerçekleşen enflasyon oranlarının hedeflenenin çok üzerinde olması nedeniyle gerçekçi değildir.

2014 bütçe büyüklüğü 436,3 milyar TL olarak öngörülmüştür. 2014 bütçe giderlerinin ekonomik sınıflandırmaya göre dağılımı şu şekildedir;

 

2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Giderleri*

 

Bütçe Giderleri

Gider miktarı

Personel giderleri

110 milyar TL

Cari Transferler

163,6 milyar TL

Faiz Giderleri

52 milyar TL

Mal ve Hizmet Alım Giderleri

37,6 milyar TL

Sermaye Giderleri

36,7 milyar TL

Sosyal Güvenlik Devlet

Primi Giderleri

18,9 milyar TL

Borç Verme

7,6 milyar TL

Sermaye Transferleri

6,5 milyar TL

Yedek Ödenekler

3,5 milyar TL

 

2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’na göre 2014 mali yılı genel bütçe ödenekleri toplamı (Hazine yardımları ve gelirden ayrılan pay hariç) 436,3 milyar TL olarak belirlenmiştir.

2014 bütçe tasarısı, AKP hükümetinin yıllardır izlediği ve bütçe gelirlerinin en büyük kalemini oluşturan ve halktan alınan vergilere dayanan temel vergi rejiminin değişmediğini göstermektedir. AKP hükümetinin 11 yıldır benimsemiş olduğu vergi rejiminin en temel özelliği, toplam vergi gelirlerinin büyük oranda işçi ve emekçilerden alınmasıdır. Bu durumu 2014 yılındaki vergi gelirlerindeki artışa bakarak da görebilmek mümkündür.

 

2014 Yılı Vergi Gelirleri*

 

2014 bütçe tasarısında vergi gelirleri içinde ilk üç sırayı Özel Tüketim Vergisi (89,4 milyar TL), Gelir Vergisi (70,8 milyar TL) ve KDV’nin (31,1 milyar TL) oluşturması dikkat çekicidir. Vergi geliri hedefleri ile gerçekleşme açısından tabloda görülmeyen önemli bir ayrıntı bulunmaktadır. 2013 bütçe kanununda, Özel Tüketim Vergisi gelirinin 83 milyar TL olacağı açıklanmış, ancak hükümetin olağan dışı artan bütçe giderlerini karşılamak için yıl içinde yaptığı vergi artışları sonucunda, 2013 gerçekleşme tahmini 87 milyar TL olmuştur. Bu durum, benzer bir vergi artışının 2014 yılı içinde de gündeme gelebileceğini, dolayısıyla hükümetin her başı sıkıştığında başvurduğu vergi arttırma politikasına yine başvurabileceğini göstermektedir.

Büyük bölümünü işçi ve emekçilerin ödediği gelir vergisinin 63 milyar TL’den 71 milyar TL’ye yükseltilmesi, vergi yükünün 2014 yılında da emekçilerin sırtına yıkılacağını göstermektedir. Özellikle artan oranlı vergi dilimi uygulaması nedeniyle ücretlilerin gelirleri fiilen erimekte, özellikle kamu emekçilerine verilen maaş zammı “vergi dilimi” uygulaması ile geri alınmaktadır. 2014 yılında enflasyonun yüzde 6’dan fazla çıkması durumunda 2014 için kamu emekçilerine enflasyon farkı ödenmeyeceğinden 2,5 milyon kamu emekçisinden en az 1,5 milyonunun satın alma gücü, 2014 yılı içinde reel olarak azalacaktır.

 

2014 yılında emekçilerin krizi derinleşecek

 

Türkiye’de enflasyon ve işsizliğin istikrarlı bir şekilde artmaya başlaması, reel ücretlerde yaşanan gerilemeler, emekçi ailelerin geçimlerini büyük ölçüde borçlanarak sürdürmeye çalışmaları, emekçiler açısından bakıldığında 2014 yılının oldukça zor geçeceğini göstermektedir.

Emekçi aileleri, televizyon ve gazetelerde sürekli piyasaların, borsanın, döviz ve faizlerin tartışıldığı bir dönemde, en temel ihtiyaçlarını bile borçlanarak karşılayabilirken, krizi her yaşamının her alanında, hatta her nefes alışında bizzat hissederek yaşamaktadır. Kapitalistler, emekçi sınıflara göre çok daha örgütlü olmalarının da verdiği avantajla, yaşadıkları krizlerden kendi sınıf çıkarlarının savunucusu olan hükümetin yardımıyla çıksalar bile, emekçinin gündelik yaşamının somut bir parçası haline gelen kriz koşulları giderek derinleşmekte, geniş halk kesimleri ciddi bir borç yükü altında bulunmaktadır.

 

            Hanehalkının Kredi Borçları (2002-2013)*

 

 

Yıllar

Tüketici kredileri

Kredi kartları

Toplam

2002

2,3

4.1

6,4

2003

6,0

6.6

12.6

2004

12,9

13,8

26,7

2005

28,5

17,0

45.5

2006

46,2

21.2

67.4

2007

65,6

25,8

91,4

2008

81,1

32.8

113,9

2009

89,8

34,8

124.6

2010

124,9

43,2

168,1

2011

162,1

53,9

216,0

2012

185,9

68,8

254,7

2013

216,4

83,5

299,9

 

AKP’nin iktidarda olduğu son 11 yıl içinde Türkiye’nin ekonomik anlamda büyük adımlar attığı, dünyanın “güçlü” ekonomileri arasında yer aldığı iddia edilmektedir. Ancak Türkiye ekonomisi, The Economist dergisi tarafından olası bir kriz karşısında “en kırılgan ekonomiler” arasında listenin ilk sırasında yer almıştır. Bu tespitin ne kadar haklı olduğunu sadece hanehalkının kredi borçlarının son 11 yıl içindeki gelişimine bakarak görebilmek mümkündür.

Resmi verilere göre, Türkiye’de tüketici kredisi borcu miktarı son 11 yılda 94 kat, kredi kartı borcu ise 20 kat artmıştır. 2002 yılında halkın tüketici kredisi ve kredi kartı borcu toplamı sadece 6,4 milyar TL iken, son 11 yıl içinde tam 46 kat artarak, 300 milyar TL’ye yükselmiştir. Burada asıl dikkat edilmesi gereken nokta toplam hane halkı borçlanmasının yüzde 40’ının aylık geliri 1000 TL’nin altında olanlar tarafından yapılması, kredi borçlularının yüzde 54’ünün ücretli çalışanlardan oluşmasıdır.

2002 yılında geri ödenemediği için yasal takip başlatılan kredi miktarı 278 milyon TL iken, 11 yıl içinde 32 kat artarak 9 milyar TL’yi aşmıştır. 2008 krizinde kredi borcunu ödeyemeyenlerin borcu 3 milyar TL iken, bugün bu rakamın 3 katına çıkmış olması, 2014 yılında emekçileri daha büyük risklerin beklediğini göstermektedir.

Halkın büyük bölümü borç batağı içinde çırpınırken, Hükümetin vergi artışı ve temel tüketim mallarına yönelik zam planlarının halkı daha da zor duruma sokması kaçınılmazdır. 5 milyona yakın işçiyi doğrudan, tüm ücretlileri ise dolaylı olarak etkileyen asgari ücret artışlarını hiçbir zaman tutturulamayan “hedeflenen enflasyona” göre belirlemesi, asgari ücretin sadece rakamsal olarak artmasına, satın alım gücü açısından her zaman gerçekleşen enflasyonun altında kalmasına neden olmaktadır. Yine kamu emekçilerine yapılan 123 TL’lik artışın muhtemel vergi artışları ve zamlar karşısında kısa süre içinde buharlaşması kaçınılmaz görünmektedir.

AKP Hükümetinin kamu harcamalarını halkın ihtiyaçları doğrultusunda arttırmak, istihdama yeterli kaynak ayırmak, asgari ücreti tamamen vergi dışı bırakmak, temel tüketim malları üzerindeki KDV’yi sıfırlamak, işçi ve emekçilerin temel ekonomik ve sosyal ihtiyaçlarını karşılayacak ücret politikaları uygulamak gibi bir derdi olmadığı görülmektedir. Bu durum, AKP hükümeti ve Başbakan’ın her fırsatta iddia ettikleri gibi fakir fukaranın, garip gurabanın değil, her açıdan sermaye çevrelerinin çıkarlarının savunucu olduklarını net bir şekilde göstermektedir.

 

2014 bütçesinde sermayenin değil, halkın ihtiyaçları öncelikli olmalıdır

 

AKP hükümeti 2014 yılını “tasarruf” yılı ilan etmiştir. Kamu yatırımlarının azaltılması ve kamuya personel alımlarının sınırlandırılması yönündeki tedbirler, Türkiye’nin 2014 yılında yüksek işsizlik ve durgunluk tehdidi ile karşı karşıya olduğunu göstermektedir.

Türkiye halkının 2014 yılında daha büyük risklerle karşı karşıya kalmaması için yapılması gereken öncelikli olarak 2014 bütçesinin halkın içinde bulunduğu krize kalıcı çözümler üretecek bir şekilde yapılmasıdır. Bunun için öncelikle kamunun doğrudan desteğiyle güvenceli istihdamın korunması ve geliştirilmesi temel yaklaşım olmalı, eğitim ve sağlık başta olmak üzere, tüm kamu hizmet alanlarına yönelik kamu harcamaları, başlangıç olarak en az iki kat arttırılmalıdır.

 

¨      Her fırsatta patronların vergi, prim ve faiz borçlarını silen hükümet, ağır borç yükü altındaki ücretli emekçilerin borç faizlerini tamamen silmeli, borçlarını ödeme güçlüğü çeken milyonlarca kişiyi mağdur etmeyecek somut tedbirler almalıdır.

¨      Her biri birer kentsel rant projesi olarak gündeme getirilen “Kentsel Dönüşüm Projeleri” durdurulmalı, ihtiyacı olan herkesin ücretsiz barınabileceği sosyal konutlar inşa edilmelidir.

¨      Başta elektrik ve doğalgaz olmak üzere, 2014 yılı içinde temel tüketim mallarına herhangi bir zam yapılmamalıdır.

¨      Asgari ücret bir ailenin geçimini sağlayacak şekilde, tüm ülke için tek rakam olarak belirlenmeli ve tamamen vergi dışı bırakılmalıdır.

¨      Artan oranlı vergi dilimi uygulamasına son verilmeli, kamu emekçilerinin tüm ek ödemeleri temel ücrete dahil edilerek, emeklilik hesaplamasına dahil edilmelidir.

¨      Kıdem tazminatının fiilen kaldırılması, taşeronlaştırmanın yaygınlaştırılması, bölgesel asgari ücret ve kiralık işçilik gibi tüm emek karşıtı yasal düzenlemeler derhal geri çekilmelidir.

¨      Dolaylı vergiler azaltılmalı, yüksek gelirlilerden belli bir oranda “servet vergisi” alınmalıdır.

¨      Giderek artan iş cinayetlerini durduracak tedbirler alınmalı, işçi sağlığı ve iş güvenliği tedbirlerini almayanlara ağır yaptırımlar uygulanmalıdır.

¨      Kayıt dışı ekonomi kayıt altına alınmalı, sigortasız işçi çalıştırmaya asla izin verilmemelidir.

 

Sonuç

 

2014 yılına ilişkin olarak, kamu adına yapılacak harcamaların hangi alanlara yönelik olacağının ve finansmanının nasıl sağlanacağının belirlendiği bütçe hazırlık sürecinde, bütün bu gelir ve harcamaların muhatabı olan geniş halk kesimleri, sendikalar, emek ve meslek örgütleri, geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi, yine bütçe sürecinin dışında bırakılmıştır. Bütçe gelirlerinin en önemli kaynağını oluşturan, başta ücretli emekçiler olmak üzere, halkın büyük bir bölümünün, 2014 bütçe harcamalarına ilişkin talep ve beklentilerinin dikkate bile alınmaması kabul edilemez.

Halkın ve emek örgütlerinin taleplerinin tamamıyla dışlandığı, mutfağında yerli ve yabancı tekellerin, uluslararası yatırım ve finans örgütlerinin beklentilerine paralel olarak hazırlanmış olan 2014 bütçesinin, hükümet temsilcilerinin iddia ettiği gibi halk için hazırlanmış bir bütçe olduğunu söylemek mümkün değildir.



* Eğitim Sen Eğitim Uzmanı. (E-mail: erkanaydogan@gmail.com).

* 2014 Yılı Bütçe Tasarısı Sunumu (www.maliye.gov.tr). 22 Ekim 2013.

* TCMB, Hazine ve BDDK verilerinden derlenmiştir. 2013 yılı Tüketici kredisi borcu Temmuz 2013, kredi kartı borçları Ekim 2013 aylarına aittir.

Bir Yorum Yazın