Ulusal İstihdam Stratejisi Bağlamında Sağlık Emek Gücüne Saldırılar…

0-horz
Sermaye kesimleri genel olarak emek mücadelesinin kazanımlarını tek tek ortadan kaldırmaya yönelik vahşi saldırılarını devam ettiriyor. Ulusal istihdam stratejisi (UİS) ile yapacaklarını da tüm kamuoyu ile paylaşmış durumda. Ulusal istihdam stratejisinde dile gelenlerin hemen hepsi sağlık alanını doğrudan etkiliyor. Sağlık emekçileri örgütlü güçleri ile ulusal istihdam stratejini gündemine almalı ve alternatifini inşa etmek zorunda.
UİS adı ile dolaşan belgede sermaye “emek piyasası”nı oldukça katı olduğunu söylüyor. Yani her istediğini yapamadığını dile getiriyor. Vahşi çalışma koşulları, asgari ücretin düşüklüğü, iş cinayetleri, iş katliamları her geçen gün artarken hala sermaye halinden memnun değil… İstediği emek için yaptığı maliyeti en aza indirmek, emek gücünün yeniden üretimi adına kabul etmek zorunda kaldıklarını da yeniden emekçilere iade etmek. İşe alırken, işten atarken, çalışırken her istediğini yapmak istiyor.

Sermaye öncelikle istihdam koşullarını katı buluyor. Bu nedenle ilk talebi ise asıl işveren tanımını muğlaklaştırmak, sınırlandırmak. Sermayenin emek adına bu istemi bizi nereden ilgilendiriyor diyeceksiniz. Sağlık alanında emek gücünün dağılımına baktığımızda taşeron sayısının yüksekliği ve her geçen gün de daha arttığını unutmamalıyız. Kamu-özel ortaklığı uygulaması ile de taşeronluk sisteminin sağlık alanında daha da genişletilmek istendiğini tıbbi destek hizmetlerinin sunumu, tıbbi hizmetler dışındaki hizmetlerin sunumun yanı sıra bizzat sağlık hizmetlerinin taşerona verilmesinin yolu açılmak istendiğini biliyoruz. Üstelik bu taşeronluk uygulamasının kalıcı (25-49 yıllık) hale getirilmek istendiğini biliyoruz.

Yaşadığımız güne bakalım derseniz 11 Eylül-2014 tarihindeki torba yasayı mutlaka “istihdam güvencesi” bağlamında gündemimize almamız gerekir. Sözde taşeronluğu kaldırmak isteyen AKP hükümeti, daha da yaygınlaştırmanın önünü açan maddeleri torba yasaya ekledi. Dün illegal olarak “hizmetli-hastabakıcı” vb. kadro ile çalıştırdığı sağlık personelini için hem doğrudan ihaleye çıkmayı yasaklayan hem de önünü açan çelişkili iki maddenin ikisini de torba yasaya koydu.

11 Eylül 2014 tarihli torba yasanın madde-11, b fıkrasında “62 nci maddenin birinci fıkrasının (e) bendi uyarınca yapılan personel çalıştırılmasına dayalı hizmet alımı ihaleleri çerçevesinde çalıştırılan personel, ihale ve sözleşme konusu iş dışında başka bir işte çalıştırılamaz ve görevlendirilemez. Bu kapsamda, personel çalıştırılmasına dayalı hizmet alımı ihalesine çıkılmaması gerektiği hâlde ihaleye çıkılması, uygun görüş alınması gereken hâllerde alınmadan ihaleye çıkılması, ihale kapsamında çalıştırılan personelin sözleşme konusu işler dışında çalıştırılması, 4857 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin yedinci fıkrası hükmüne aykırılık teşkil edecek şekilde işlem ve eylemler yapılması nedeniyle idare aleyhine zarar ortaya çıkması hâlinde, oluşan bu zararlar, bu zarara neden olduğu tespit edilenlere rücu edilmek suretiyle tahsil edilir” deniliyor. Bu maddeyle farklı amaçlarla çıkan ihalelerle işe alına sağlık emekçilerinin illegal çalıştırılmasına aracılık eden yöneticilere mali ve hukuki sorumluluklar yükleniyor. Yine aynı torba yasanın madde-10, e bendi 2 nolu kısmında “4857 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin yedinci fıkrası esas alınmak suretiyle, idareye ait bir işyerinde yürütülen asıl işin bir bölümünde idarenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde hizmet alımı ihalesine çıkılabilir.” denilerek yöneticilere çaresizlikten kurtarılıyor ve kalıcı yol gösteriliyor: sağlık personeli ihaleleri… Asıl işveren, alt işveren kapsamındaki işlerin tanımlanması bakanlar kuruluna bırakılmış durumda… Henüz sağlık alanı için asıl işveren-alt işveren tanımı yapılmış değil… Ancak sağlık emekçileri olarak 2015 dönemine ait devlet ve üniversite hastanelerinin sağlık personeli ihalesine çıkacağı ile ilgili duyumlarımız fazla… İhalelerde özellikle hemşire ve cihaz ile birlikte sağlık personeli alımının ön plana çıkacağı bekleniyor. Dayanak gösterilen torba yasanın ilgili maddelerinin muğlaklığı nedeniyle sendikalarımızın ve meslek örgütlerinin hukuki yollara başvurmanın öncelikli görevleri arasında olduğunu söyleyebiliriz.

Torba yasayla gelen sağlıkçı ihalelerini basit bir söylemle illegal çalıştırılan sağlık personelinin çalışmasının legal hale getirilmesi gibi bakarak geçiştirebiliriz. Bununla birlikte asıl işveren ile ilgili tanımın esnetilmesinin sağlık alnında istenilen her işin (ameliyathane, yoğun bakım, tüm tanısal işlemler, tedavi ile ilgili girişimsel müdahalelerin tümü, hatta sağlık fakülteleri/yüksek okulları için eğitimin bir kısmı vb.) taşerona verilmesinin yolunun açılması diye ele almalıyız. Önemli gündemlerimizden olan şehir hastanelerinin KÖO yöntemiyle ihaleye çıkılmasıyla birlikte değerlendirildiğinde, torba yasayla ihaleye kazanan konsorsiyumlara devredilecek hizmetler için taşeronluğun kapsamının genişletildiği ve kalıcı hale getirilerek büyük avantaj sağlanmak istendiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. 2010-2014 yılları arasında sağlık alanında kayıt dışılıkta artışın altı katı bulduğu belirtiliyor. İstihdam güvencesi açısından ciddi bir tehdit olarak “kamu personeli rejimi” ile ilgili hazırlıktır. Mevcut kamu çalışanlarını sözleşmeli statüsüne geçirmeyi hedefleyen çalışmanın her an AKP hükümetinin kendini rahat hissettiği bir dönemde karşımıza çıkabileceğini biliyoruz.UİS’de kamuoyunu en çok işgal eden başlıklardan birisi de kıdem tazminatının kaldırılma istemidir..

Şu ana için özel sektörde çalışan sağlık personeli ilgilendiren konunun tüm kamu emekçilerini de etkiyecek şekilde genişletileceğini öngörebiliriz. İşçi statüsünde çalışanlar için belirsiz süreli çalışan emekçilerin en büyük güvencesi olan kıdem tazminatı kaldırılmak isteniyor. Hedef tüm çalışanların eşitlenmesi!!! Taşerona bağlı çalışma koşullarına sahip olması… Kamu personel rejimi ile getirilecek sözleşmeli çalışma rejiminin bu meseleden doğrudan etkileneceğini söyleyebiliriz.

Sermayenin katı bulduğu ikinci başlık “ücret güvencesi” ile ilgili bölgesel asgari ücret tartışmasıdır. Sağlık alanında mevcut 180 bini bulan taşeron sayısı ve özel sektörde çalışan sağlık emekçilerini dikkate aldığımızda asgari ücret önemli bir meseledir. UİS’de istenilen sosyo-ekonomik gelişmişlik bölgelerine göre asgari ücretin esnetilmesidir. Türkiye’nin genelindeki bölgesel farklılıkların yanısıra her ilin kendi içinde bu farklılıkları barındırdığı, temel ücret olan asgari ücrette dahi sağlık emekçilerinin katmanlaşmasını artıracağını söyleyebiliriz. Sağlık emekçilerinin ücretlendirilmelerinin asgari ücret + performansa dayalı ücretlendirme politikasına doğru yönelim göstermesi asgari ücret mücadelesini ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Üniversite hastanelerinde başlayan döner sermayeye bağlı çalışanların ücretlerinin bireysel performans yolu ile karşılanması uygulamalarının hızla yaygınlaşacağı düşünüldüğünde asgari ücretin insanca yaşam için yeterli bir düzeye eriştirilmesi için yapılacaklar önem kazanmaktadır. Asgari ücretin yanında parça başı ücretlendirme anlamına gelen performansın son aylarda gündeme gelen sağlık kurumlarının verimliliği ile ilgili yönetmelik değişiklikleriyle gündemimize tamamen yerleştiğini söyleyebiliriz.

UİS bağlamında ele alınan konulardan biriside 4+4+4 uygulaması ile gündeme gelen sermaye için ucuz emek gücü yetiştirilmesi. Bu uygulama sağlık alanında sağlık meslek liselerinin hem kamu hem özelde yaygınlaştırılması, hekim yardımcısı, hemşire yardımcısı, teknikerlikler, klinik destek personel vb. başlıklarla dile getirilen sağlık personeli sayısının ve çeşitliliğinin artırılması gerçeğidir. İstenilen, işi daha az bir eğitimden geçen sağlık personeline daha ucuza yaptırmanın yolunun açılmasıdır.

Son dönem birinci basamakta nöbetler, asistan sayısındaki yetersizliğe bağlı artan çalışma saatleri ve iş yoğunluğu, özel sektörde yasal çalışma sürelerini aşan zorla çalıştırma rejimi ile “çalışma sürelerindeki güvencesiz” gündemde önemli yer işgal ediyor. İş yasasında günlük, haftalık, aylık ve yıllık maksimum çalışma süreleri tanımlansa da kamu emekçileri için belirsizliğini sürdürüyor. Asistanlık sürecinde eğitim bahanesi ile gündeme gelen fazla çalıştırma, birinci basamakta da haftada en az sekiz saat vurgusu ile çalışma yaşamına sokulmak isteniyor. Kapitalistleşen sağlık (tıbbi) hizmetleri için çalışma saatleri mutlak ve göreli emek sömürüsü anlamını taşıyor. Kapitalistleşen tıp sağlık emekçilerinin her bir saniyesini artı değere dönüştürmek için elinden geleni yapıyor. Bir yandan yasa, yönetmeliklerle süreleri esnetirken, diğer yandan “çoğu azla yapmak” diye özetlenen sağlık alanında yalın üretim ile artı değere dönmeyen faaliyetler en aza indirilmeye çalışılıyor. Üstelik teknolojik yeniliklerle birim zamanda yapılan işlerin (tedavi ve tanısal işlemler) artması, hastaların hastanede ortalama kalış sürelerinin kısalması, çoklu görevler gibi uygulamalar ile sağlık emekçilerinin her saniyesi artı değere döndürülmek isteniyor.

Sermayenin UİS bağlamında tüm emekçilere yönelik saldırılarının nedensiz olmadığını hatırlatmak gerekir. Bizzat sağlık alanını yeni değerlenme alanı olarak görmesi, sağlık hizmetlerinde kapitalist üretim ilişkilerini yerleştirmesi, emekçileri vahşi çalışma koşullarına zorlaması yaşadığı derin krizi nedeniyledir. Bu krizin kolay atlatılamayacağı ve tüm bedelinin emekçilere yükleneceğini hepimiz biliyoruz. Unutulmaması gereken kriz emekçiler lehinde de aşılabileceği gerçeğidir. Sağlık emekçileri olarak (tüm emekçilerle birlikte) emek sömürüsüne dayalı bu rejimi aşan, emek güçlerini özgürleştiren alternatifleri düşünmeyi ve inşa etmeyi öne çıkaran bir mücadele için örgütlülüğümüzü ve çabalarımızı yoğunlaştırmamız tarihsel bir sorumluluk olarak önümüzde duruyor.

Prf.Dr. Mehmet ZENCİR
Ata Soyer Sağlık ve Politika Okulu

Bir Yorum Yazın