Toplu Sözleşmede Kim Kazandı, Kim Kaybetti? Dr. Erkan AYDOĞANOĞLU

28404

2016-2017 yıllarını kapsayan toplusözleşme süreci, tıpkı 2013’te olduğu gibi, Hükümet ve Memur Sen ikilisi arasında kapalı kapılar arasında yürütülen görüşmeler sonucunda, görüşmelerin son gününde karşılıklı imzaların atılmasıyla sonuçlandı.

Geçici AKP hükümetinin, milletvekili bile olmayan Çalışma Bakanı Faruk Çelik, toplusözleşme görüşmelerinin başından itibaren kendi canından bir parça olarak gördüğü Memur-Sen’i tek muhatap olarak alırken, KESK ve Kamu Sen’in toplusözleşme ile ilgili taleplerini dile getirmesinden bile büyük bir rahatsızlık duydu.

Toplu sözleşme görüşmelerinde KESK ve Kamu Sen’e, en azından teorik olarak toplusözleşmenin tarafları olmasına rağmen, toplusözleşme masasında “süs bitkisi” muamelesi yapılması, bu konfederasyonların bünyesindeki sendikalara üye olan yüzbinlerce kamu emekçisini yok saymak ve onlarla resmen dalga geçilmesi anlamına geldi.

2,5 milyon kamu emekçisi ve 2 milyonu emekliyi, toplamda 5 milyon, aileleri de kattığımızda en az 20 milyon insanı yakından ilgilendiren ve 2016-2017 yıllarını kapsayan toplu sözleşme görüşmelerinin, beklendiği gibi AKP-Memur Sen ittifakının imzaladığı yeni bir “satış sözleşmesi” ile sonuçlanması kimseyi şaşırtmadı.

7 Haziran seçimleri sonrasında tek başına iktidarını kaybeden ve müstafi durumunda olan AKP hükümeti, önümüzdeki iki yılı ilgilendiren toplu sözleşme görüşmelerini sanki tek başına iktidarmış gibi sürdürerek, görüşmelerin ertelenmesi taleplerini yok sayıp, Memur Sen ile ele ele vererek yangından mal kaçırır gibi hareket etti.

Kamu emekçilerine 2016 yılı için yüzde 6+5, 2017 yılı için ise yüzde 3+4 maaş zammı verildi. Oysa geçmiş toplusözleşmede 2014 yılı için enflasyon farkının talep edilmemesi ve vergi diliminden kaynaklı kayıplarımız nedeniyle ekonomik kaybımız yüzde 12’yi bulmuştu. Son dönemde döviz kurlarında yaşanan ani yükselişler nedeniyle satın alım gücümüz büyük oranda geriledi. Ocak 2015’ten bu yana TL’de yaşanan değer kaybının yüzde 22’ye ulaşması, sürekli artan enflasyon oranları, yükselen döviz kuru nedeniyle yaşanan devalüasyon ve artan oranlı vergi dilimi uygulaması ile birlikte, kamu emekçilerinin yaşayacağı ekonomik kaybın önümüzdeki süreçte daha da artması kaçınılmaz görünüyor.

Toplusözleşme ile 10 Ekim 2008’den önce memuriyete başlayanlar için uygulanan 5435 sayılı Emekli Sandığı Kanunun EK 70’inci maddesindeki oranların 15’er puan arttırılması sonucuna çalışan memurların emeklilik kesenekleri arttırılarak Eylül 2015’ten itibaren maaşlarda düşüş yaşandı. 2008’den önce devlet memuru olanların maaşları, artan emeklilik kesenekleri nedeniyle daha zam alınmadan azalmaya başladı. AKP hükümeti, kamu emekçilerinden yapılan kesintilerle emekli memurlara 100 TL seyyanen artış yaparak yeni bir “şark kurnazlığı” örneği sergiledi. Emekli memurların maaş artışı devletin kasasından değil, çalışan memurların emeklilik keseneklerinin artmasıyla karşılanmış oldu.

Memur-Sen’in parasal talepleri oransal olarak ele alındığında 2016 yılı için yüzde 31-33 arasındayken, yüzde 11’e (6+5) evet denmiş, 2017 için oransal olarak toplamda yüzde 24 talep edilirken yüzde 7’ye imza atarak, kamu emekçilerinin bir kez daha kaybetmesine neden oldu.

Toplu sözleşme sürecinin tek kazananı AKP hükümeti olurken, kaybeden yine kamu emekçileri ve aileleri oldu.
Memur Sen, imzalanan toplu sözleşmeyi “kazanım” olarak sunarken, ısrarcı olacağını söylediği taleplerin üçte birini bile gerçekleştiremedi.

Kendi belirlediği taleplerden bile büyük ölçüde vazgeçerek, bugüne kadar hükümet ile kurduğu ideolojik-politik bağların, aralarındaki amir-memur ilişkisine uygun hareket ederek yeni bir satış sözleşmesine imza attı.
2016 ve 2017 için sadece ücret atışı ile sınırlı olan, birkaç sosyal hak dışında kamu emekçilerinin acil çözüm bekleyen sorunlarının (geçmiş kayıpların karşılanması, vergi dilimi oranları, ek ödemelerin temel ücrete eklenmesi, kadrolu istihdam, esnek, kuralsız ve angarya çalışma, performans değerlendirme vb) hiçbirine çözüm üretilmediği, hatta gündeme bile getirilmediği bir toplu sözleşmeyi kazanım olarak değerlendirmek mümkün değil.

Memur Sen kamu emekçilerine rağmen imzaladığı bu sözleşme ile kamu emekçilerinin Türk Metal’i olduğunu kanıtladı. Metal işçileri nasıl kendi iradelerini yok sayan Türk Metal’i cezalandırdı ise, bugün aynı durum kamu emekçileri açısından da geçerlidir. Kamu emekçilerine düşen öncelikli görev, kendilerinden çok hükümeti düşünen yandaş sendikalara gerekli yanıtı vermektir. Yapılması gereken en doğru davranış, kamu emekçilerinin taleplerini yok sayan ve hükümete yaranmak için şekilden şekile giren Memur Sen’e üye sendikalardan istifa ederek tepkisini göstermektir. Aksi takdirde önümüzdeki yıllarda benzer satış sözleşmelerinin gündeme gelmesi kaçınılmaz olur.

Sonuç

Gerçek bir toplu sözleşmede başarının en önemli ölçütü talepler ile sonuç arasındaki ilişkinin nasıl kurulduğudur. Neyi nasıl talep ettiğiniz ve neye imza attınız önemlidir. Bu açıdan bakıldığında 2016-2017 toplu sözleşmesinin tarihi bir kazanım değil, açık bir “hezimet” olduğu açıktır.

Toplusözleşme görüşmeleri sürecinde yaşananlar, sendikaların hükümetten bağımsız bir şekilde örgütlenmesinin ne kadar önemli ve temel bir ilke olduğunu bir kez daha gösterdi. Yıllarca siyasi iktidarın gölgesinde büyüyen, iktidarla arasındaki ilişkileri kullanarak kamuda tarihin en büyük siyasal kadrolaşma hareketine imza atan yandaş sendikaların, kamu emekçilerine kazandıracakları hiçbir şey yoktur.

Her ne kadar toplusözleşme süreci fiilen bitmiş olsa da, toplusözleşme görüşmelerinde aslında neler yaşandığını, kamu emekçilerinin Memur Sen tarafından nasıl ve ne şekilde kandırıldığını işyerlerimizde anlatmak, toplusözleşme taleplerinin gerçekleşmesinin önündeki asıl engelin Memur Sen olduğunu görmek, gerçek bir toplu sözleşmeyi ancak gerçek bir sendikanın yapabileceğini hatırlatmak gerekiyor.

Bugün hangi gerekçeyle olursa olsun, kamu emekçilerinin ortak çıkarları doğrultusunda hareket etmek yerine iktidara “hizmet sendikacılığı” yapacağım diyerek, ekonomik koşulların giderek ağırlaştığı bir dönemde yaşanan en temel sorunları yok sayarak “satış sözleşmesi”ne imza atanlar, yaptıkları bu hareketin bedelini önümüzdeki dönemde fazlasıyla ödemelidir.

Dr. Erkan AYDOĞANOĞLU

KESK Eğitim-Sen Eğitim Uzmanı

Çalışma Ekonomisi Doktoru

Bir Yorum Yazın