Sendikal örgütlenme ve işe geri dönüş mücadelesinde kadın işçilerin başında son dönemde akıllara Emine Arslan gelir. Günlerce DESA önünde verdiği mücadele sonunda, kazanım elde etmiş, sendikanın DESA’ya girmesini sağlamıştı. Bugünlerde benzer bir direniş de Punto Deri önünde yaşanıyor. Deri-İş’e üye olduğu için 8 yıldır çalıştığı işten atılan Hülya Alptekin, işten atılan erkek işçilerin arasında tek işçi kadın olarak direniyor. Direniş alanından hiç ayrılmıyor, günlerdir kapı önünde. Zaman zaman; ‘Sen kadınsın, ne işin var burada, git evine, ya da başka bir işte çalış’ gibi tepkilerle karşılaşan Alptekin; “Direnişin kadını erkeği olmaz” diyor.
PUNTO’YA SENDİKA GİRERSE…
Alptekin sendikayı bırakmayacağını dile getirerek “Biz bugüne kadar köle gibi yaşıyormuşuz. Ben sendikayı bu mücadele sırasında öğrendim. Hangi işe girersem gireyim sendikalı olarak çalışacağım” diyor. Tabii temennisi Punto’ya sendikanın girmesi. Çünkü Punto’ya sendika girerse, tüm deri fabrikalarına sendikanın gireceğini düşünüyor. Bunun için de Punto’dan çıkarılan işçiler yalnızca Punto Deri’de değil, 15 tane iş yerinde sendikal çalışma yürütüyor.
Bugüne kadar hiçbir ihtar almayan Alptekin, sendikal mücadele içerisine girer girmez işten atılmış. İlk başlarda bayağı zorlandık diyen Alptekin; “Önce iki arkadaş çıkarıldık. Ben ve Ramazan Aygün arkadaşım. Daha sonra diğer arkadaşlarım işten atıldı. İçeride bayağı bir baskı oluştu. Arkadaşlarımıza bizzat patronlar tarafından, paralar teklif edildi sendikalı olmasınlar diye, yöneticiler tarafından psikolojik baskıya maruz kalan arkadaşlarımız oldu. Oturduğumuz yola zift döktüler, Belediyenin diktiği ağaçları kestiler, dubaları kestiler. Sırf burda durmayalım, gidelim diye bunları yaptılar” diyor.
Bütün bunlara rağmen geri adım atmamış Hülya, mücadelesine devam ediyor.
ÇOK FAZLA HAKKIMIZ YENDİ
Sendikalı olmasını, ‘8 yıldır içeride çok fazla hakkımız yendi’ diyerek anlatmaya başlıyor. Punto’da ilk direnişe geçmesinin nedeni, bordrolarının yarı zamanlı yatırılması olmuş. Mücadele sırasında birçok hakkının olduğunu fark etmiş. Bu yüzden şimdi tüm Anayasal haklarının verilmesini istiyor.
Sendikayla birlikte Anayasal haklarının güvence altına alındığını belirten Alptekin; “Ramazan ağabey bana sendikalaşma teklifi ile geldi. Sendikayı bilmiyordum. Onlar böyle bir teklifle gelince onlara güvendim. Ayrıca İnternet var elimizin altında, araştırdık, baktık, bugüne kadar uyuyormuşuz. Yani hayatı sadece çalışmaktan ibaret görüyormuşuz. Sonra sendikaya üye olduk Şimdi de iyi ki sendikalı olduk diyoruz” diyor.
Bulundukları bölgede sendikayı bilmeyen çok insanın olduğunu belirten Alptekin; “Buradan geçip, ‘Siz ne yapıyorsunuz, sendika nedir?’ diyen insanlar var. Kendi emeklerini patronun sermayesine hibe eden arkadaşlarımız var. Bunu yapmasınlar, emeğine sahip çıksınlar” diyor.
KADINLARIN İŞİ DAHA ZOR
İşçi kadınların işinin daha zor olduğuna dikkat çeken Alptekin şöyle konuşuyor; “Erkekler işten çıktıktan sonra eve gidip ayaklarını uzatıp yatabiliyorlar. Ama bir kadın eve gittiği zaman yemek hazırlıyor, çocuklarına yemek yediriyor, eşiyle ilgileniyor, evi temizlemek zorunda kalıyor.”
Ama şundan da yakınmadan edemiyor Alptekin; “Kadınlar yine de uyanmıyor, tabii bu konuda bilinçli olan, ‘iyi ki sendika var’ diyen arkadaşlarımız da var. ‘Ben karışmıyorum, eşim ne der, eşim izin verirse olur’ diyen kadınlar da var. Bu emek mücadelesi onunsa, onlar karar versin, eşleri de saygı duysun.”
Alptekin’in en büyük destekçisi ailesi olmuş; ‘Benim ailem arkamda olmasa ben burada olmazdım’diyor. Ekonomik olarak biraz sıkıntı yaşıyoruz diyen Alptekin; “Biraz sıkıntı yaşadık diye bu direnişi bitirmeyi düşünmüyorum” diyor.

