“Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslar arası Dayanışma Günü” nedeniyle Eskişehirli kadınlar sokaklara çıkarak tacizi, şiddeti ve cinayetleri protesto ettiler.
Eskişehir’deki emekten yana siyasi parti, demokratik kuruluşlar, gençlik örgütleri ve sendikalara üye kadınlar tarafından oluştrulan “Eskişehir Demokratik Kadın Platformu” tarafından düzenlenen eylem için bugün saat 15.00’de Odunpazarı Yediler Parkında toplanan çok sayıda kadın Hamamyolu, Köprübaşı ve Doktorlar caddesinden Adalar mevkiine kadar bir yürüyüş gerçekleştirdiler. Yürüyüş boyunca atılan sloganlarla kadın cinayetleri, taciz ve AKP iktidarında kat kat artan kadına yönelik saldırı ve tacizler protesto edildi.
Yürüyüşün sonunda bir basın açıklaması gerçekleştirildi. Basın açıklamasında şunlar belirtildi:
“BASINA VE KAMUOYUNA;
Bu 25 Kasım’da da biz kadınlar, erkek şiddetine karşı dünyanın her yerinde olduğu gibi burada da sokaklardayız. Geçen 25 Kasımdan bu yana ülkemizde kadına yönelik erkek şiddeti yine artarak sürdü. Kadın cinayetleri, taciz ve tecavüz haberleri basının üçüncü sayfasında “normal” haberlermiş gibi yer almaya devam etti. Kadınların bedenine ve emeğine yönelik devlet eliyle yürütülen saldırılar katlanarak sürdü. Ancak, biz kadınlar da hayatımızı kuşatan bu şiddete karşı mücadelemizi yükselttik ve yükseltmeye devam edeceğiz!
Bu topraklarda her gün aramızdan 5 kadın öldürülüyor! Bizler evimizde, sokağımızda, en yakınımızdaki erkekler; yani kocalar, sevgililer, babalar, abiler tarafından öldürülüyoruz. Öldürülmek için boşanmak istememiz, çok gezmemiz, yemek yapmamamız, hatta erkeğin gece rüyasında aldatıldığını görmesi bile bahane olabiliyor. Öldürülmek için kadın olmamız yetiyor. 2013’te de erkekler yüzlerce kadını öldürdü. Evlerde, sokaklarda, cezaevinde, siyasette, iş hayatında erkeklerin tacizine ve tecavüzüne maruz kaldık! Buna rağmen erkek egemen yargı, kadın katili ya da tecavüzcü erkekleri koruyor, haksız tahrik indirimleri ile cezalarını düşürüyor ya da davalar sonuçsuz kalıyor.Katiller ve tecavüzcüler ellerini kollarını sallayarak aramızda dolaşıyor!
AKP geçtiğimiz sene başında “kadına yönelik şiddetle mücadele” adında güya kadına yönelik şiddeti önlemek için bir yasa çıkardı; ancak çıkarılan yasa, erkek şiddetini azaltmak bir yana daha da tırmandırdı. Bakan Fatma Şahin, kadına yönelik şiddeti önlemek için kadın kurumları ile görüşmek yerine Diyanet İşleri ile protokol imzaladı ve Adalet Bakanlığı ile ortak hazırlanan proje kapsamında 20 bin evliliği kurtaracaklarını beyan etti. Atılan bu adımlar AKP’nin, kadına yönelik erkek şiddetiyle mücadele etme konusunda samimi olmadığının, erkek egemen sistemin, onu üreten ve koruyan ailenin bekçisi olduğunun göstergesidir. Bu sene açıklanan Küresel Cinsiyet Eşitsizliği Raporuna göre Türkiye’nin 136 ülke arasında 120’inci sırada olması, 11 yıldır iktidarda olan AKP’nin kadına yönelik erkek şiddetiyle mücadeledeki başarısızlığının delilidir. BİZ KADINLAR, aile değil kadın olduğumuzu burada bir kez daha tekrar ediyor ve iktidara “aileyi korumayı bırak, kadınları koru” diyoruz!
Esnekliği bir kuralmış gibi dayatan, kadınlara güvencesiz, düşük ücretlerle ve insani olmayan koşullarda çalışmak dışında bir seçenek bırakmayan “kadın istihdam paketi” ile de AKP, kadınlara reva gördüğü hayatı bir kez daha ifşa etti. Kadınları, çok çocuk doğurmaya ve onlara bakmaya, hanenin tüm işlerini yapmaya, babaya ve kocaya bağımlı olmaya mahkum eden; kadınları aileye hapsederek bedenleri ve emekleri üzerindeki sömürüyü arttırmayı planlayan bu pakete itiraz ediyoruz!
Çocuk yaşta evliliklerin çok fazla olduğu bu ülkede, iktidar, çocuk evliliklerini engelleyecek politikalar üretmek yerine 4+4+4 düzenlemesi ile kız çocuklarını erken evliliklere mahkum etti. Şimdi de liselerde evliliğin önünü açıyor. “Evlilik teşvik paketi” ile evlenenlere faizsiz kredi uygulaması başlatarak, üniversitede okuyan öğrencilerin kredi borçlarını sileceğini açıkladı. İktidarın asıl görevi evlilikleri teşvik etmek değil, kadınların can güvenliğini sağlamaktır. Kadınlar için ölüm, şiddet, baskı, eşitsizlik yuvası olan evlilik ve aileyi yücelterek kadınların can güvenliğini sağlayamazsınız! Öldürülen, erkek şiddetine uğrayan her kadından siz sorumlusunuz! Artık kadın katilleri ile suç ortaklığını bırakın!
ŞÖNİM adıyla bilinen şiddet önleme ve izleme merkezleri 14 pilot ilde uygulamaya geçti; ancak hem kadınların bu merkezlere erişmesinde hem de uygulamada pek çok sorun olduğu kısa zaman içinde açığa çıktı. Sığınak yürüten bağımsız kadın örgütleri işlevsiz hale getirilmeye çalışılıyor. Kadın sığınaklarının yerleri ihaleler yoluyla resmi gazetede ifşa ediliyor. Erkek devletin yetkilileri sığınaklarda kalan kadınları şiddet uygulayan, canını tehdit eden erkeklerle barıştırmaya zorluyor. Türkiye’de var olan sığınak sayısı 125. Bu sayı olması gerekenin 63’te biri. Devlet daha fazla sığınak açmak, var olan sığınakların koşullarını iyileştirmek yerine; kadınları daha da yalnızlaştırıyor, tüm çıkış yollarını kapatarak, erkek egemen sosyal politikalarla kadınların güçsüz hissetmesine neden oluyor. BİZ KADINLAR, kadın sığınakları sayısının kadınların erişimine imkan tanıyacak şekilde artırılmasını ve sığınakların kadınların şiddet yaşantısından uzaklaşıp güçlenmek için gerekli her türlü desteği alabilecekleri yerler haline gelmesini istiyoruz!
Başbakanın üç, hatta beş çocuk ısrarı ve ‘’kürtaj katliamdır’’ ifadesinin ardından kürtajı yasaklama girişimleri sonucunda hastaneler fiili kürtaj yasağını hemen başlattı. Gebeliğini sonlandırmak isteyen kadınlara “ikna odaları” adı verilen yerlerde psikolojik baskı uygulanıyor. Hastanelerde sorgulanamaz hakkımız olan kürtaj yapılmadığı için yasa dışı sağlıksız koşullarda kürtaj yapmaya zorlanıyoruz, hayati tehlikelerle karşı karşıya bırakılıyoruz. Doğurup doğurmama kararının kadına ait olduğunu burada bir kez daha tekrarlıyoruz ve “güvenli, hızlı, ücretsiz kürtaj hakkımızı engelleyemezsiniz,” diyoruz!
AKP’nin kadınların bedenine ve hayatına yönelik bir diğer saldırısı, “Gebe, Lohusa Bebek Çocuk İzleme ve Takip Uygulaması”. Adından da anlaşılacağı gibi bu uygulama yoluyla devlet, kadınların doğurganlığına, kişisel bilgilerine dair tüm detayları kamu ve özel sağlık kuruluşları yoluyla takip ediyor! Ancak bu da yetmiyor, bir işbirlikçi gibi kadının kocasına, babasına haber veriyor. Geçtiğimiz günlerde Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinden Şilan isimli arkadaşımıza ilaç yazdırmak için gittiği Medikoda hamilelik testi yapıldı. Senelerdir kullandığı ilacını almak için bu testi yaptırmak zorunda bırakıldığını söyleyen Şilan, doktorların testin pozitif çıkması halinde bu durumu ailesine bildireceklerini söylediğini aktardı. Daha çok şiddete ve hatta cinayete yol açacak olan bu uygulamaya derhal son verilmesini istiyoruz!
Halihazırda kadınların bedenlerini ve güya “namuslarını” çeşitli mekanizmalarla denetim altında tutmaya çalışan erkek egemen sistem, bu mekanizmalara bir yenisini daha ekledi. Başbakanın yaptığı “kızlı – erkekli evler, meşru- gayri meşru hayatlar” açıklamaları bu ülkede yaşayan kadınların, özellikle de genç kadınların hayatlarını tehlikeye attı. Başbakanın bu açıklamalarının ardından çeşitli illerden ev baskınları haberleri gelmeye başladı. Biz kadınlar üzerindeki erkek baskısı yetmiyormuş gibi devlet, “ahlak bekçisi mahalleli” ve kolluk güçleriyle ailenin erkeklerine yardıma geldi!
Halbuki biz kadınlar, bu topraklarda kolluk güçlerine güvenmemek gerektiğini çok iyi biliyoruz!
Erkek devlet her dönemde gözaltında ve hapishanelerdeki kadınlara, özellikle de politika yapan kadınlara tacizi ve tecavüzü sistematik bir işkence aracı olarak kullandı. Bu yıl Gezi isyanında devlet, kolluk kuvvetleri eliyle kadına alenen şiddet uygulamaktan çekinmediğini bir kez daha gösterdi. Gezi direnişinde en önde olan kadınlar, gözaltına alınırken şiddetin her türlüsünü yaşadı; cinsiyetçi küfürlere, ”ince arama” adı altında cinsel tacize, tecavüz tehdidine maruz kaldı. Failler ise her zamanki gibi korundu. BİZ KADINLAR, tacizci tecavüzcü polislerin cezalandırılmasını istiyoruz!
Kendisini “muhafazakar demokrat” olarak tanımlayan, her uygulaması ile “kutsal aileyi” yücelten, kendisi gibi olmayanların hayat biçimini tehdit eden bu iktidarın homofobik ve transfobik söylemleri, eşcinsel, trans ve biseksüel kadınlara uygulanan şiddeti meşrulaştırmaya devam ediyor. Hükümet sözcüleri her fırsatta eşcinselliği “ahlaksızlık, hastalık” olarak tanımlıyor ya da tamamen görünmez kılıyor. Kadınların cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğine yönelik ayrımcılık ve şiddet, nefret cinayetlerini körüklüyor. BİZ KADINLAR uygulanan ayrımcılığın ortadan kaldırılmasını, trans kadınlara yönelik nefret cinayetlerinin son bulması için gerekli önlemlerin alınmasını istiyoruz!
Her fırsatta kadın düşmanı politikalarla kadınlara saldıran sistem sözcüsü AKP, savaş yanlısı siyasetiyle de kadınlara şiddet uygulamaya devam ediyor. Halen KCK operasyonu ile hapsedilen Kürt kadınlar sırf siyasi kimliklerinden dolayı cezaevlerindeler. Kürt kadınlar bulundukları her yerde savaşın, göçün ve yoksulluğun tüm şiddetini yaşıyor. Yıllardır süren çatışmayı sözüm ona sonlandırdığını iddia eden AKP, Rojava’da binlerce kadına tecavüz edilmesine, katledilmesine, sürgün edilmesine destek vermiştir. Suriye’deki savaşı körükleyerek pek çok kadının bir eşya gibi alınıp satılarak Kürt illerinde kadınlara kuma edilmesine ya da fuhuşa zorlanmasına sebep olmuştur. AKP, “Çözüm süreci” adıyla yürütülen süreçte inandırıcı davranmamış, kadınların yıllardır maruz kaldığı savaş suçlarını ve savaşın etkilerini telafi etmeye yönelik herhangi bir adım atmamıştır. Çözüm sürecinde kadınlara danışılmamıştır. BİZ KADINLAR Kürt kadın arkadaşlarımızın serbest bırakılmasını, Rojava’daki binlerce kadının erkek şiddetine maruz kalmasını destekleyen devlet politikalarının terkedilmesini istiyoruz!
AKP’nin evli-evli olmayan, çocuklu-çocuksuz, başı açık- kapalı, meşru-gayri meşru gibi ikiliklerle kadınlar arasında kurmaya çalıştığı hiyerarşiye karşıyız! Emeğimizin ucuzlaştırılmasına, yoksulluğumuzun arttırılmasına, daha güvencesiz, erkeklere daha bağımlı hale getirilmemize karşı çıkıyor ve diyoruz ki:
Kiminle yaşayacağımıza, doğurup doğurmayacağımıza, nasıl giyineceğimize biz karar veririz! İktidarın görevi “namus bekçiliği” yapmak değil kadın katillerini, tacizcileri, tecavüzcüleri cezalandırmaktır! Hükümetin görevi, bedeni, kimliği, inancı, anadili, emeği, hayatı, hakları gasp edilen kadınların daha da ezilmesine yol açmak değil, doğal ve kazanılmış haklarının geri verilmesi için gerekli politikaları hayata geçirmektir!
BİZ KADINLARIN YAŞAMINDAN, BEDENİNDEN, EMEĞİNDEN ELİNİZİ ÇEKİN!
ESKİŞEHİR DEMOKRATİK KADIN PLATFORMU