Çocuklarımızı Karanlığınıza Teslim Etmeyeceğiz!

Değerli Kamuoyu ve Sevgili Basın Emekçileri,

İktidarının ilk gününden beri kadın ve çocuk düşmanı politikalarını sürdüren iktidar bugünlerde bir kez daha çocuk istismarcılarının evlilik yoluyla affına yönelik yasa tasarısını gündemimize taşımıştır. Bizzat AKP’li milletvekilleri tarafından da dile getirilen bu yasa tasarısı, 2016’dan beri aralıklara gündeme getirilmekte ve başta kadınlar olmak üzere kamuoyunun ciddi tepkileri sonucu bertaraf edilmektedir.

Pandemi sürecinde de gündeme getirilen ve basına sızan tasarıda, kız çocuğunun 14 yaşına girmiş olması, aralarında 15 yaş fark olması koşulunda evlendirileceği ve cezaevinde bulunan istismar suçlularının affedileceği belirtilmektedir. 14 yaşına girmiş bir çocuk ve 29 yaşına girmiş bir yetişkin arasında nasıl bir güç ve irade dengesi olacağına yönelik hiçbir açıklama yapılmazken çocuğun rızasından bahsedilmekte, affın bir kereye mahsus olduğu söylenmektedir. Bu yasayla, ülkedeki bütün çocukların istismara, tecavüze daha da açık hale geleceği, çocukluktan yaşlılığa kadınların hayatının ipotek altına alınacağı, kadınların istemedikleri evliliklere mecburiyetinin artacağı şüphesizdir.

Bu tasarıya kadar gelen yolun yapı taşlarını AKP iktidarı gün be gün örmüştür. 2009 yılında lise ve ortaokul öğrencilerinin nişanlanması serbest bırakılmış, 2012 yılında 4+4+4 sistemiyle örgün eğitimdeki kız çocuklarının sayısında ciddi düşüşe neden olunmuş, 2013’te evli öğrencilerin açık öğretim lisesine yönlendirilmesi düzenlemesiyle lise çağlarında evliliğin önü açılmış, 2015 yılında resmi nikâh kıymadan dini nikah kıyan imam ve çiftlere ceza verilmesini öngören Türk Ceza Kanunu maddesinin kaldırılmasıyla “Çocuk yaşta evliliklerin ve çok eşliliğin önünü açan karar” anayasa mahkemesince alınmıştır. 2016 yılında Mecliste kurulan Boşanmaların Önlenmesi Komisyonunca hazırlanan raporla çocuk istismarcısının tecavüz ettiği çocukla 5 yıl boyunca “sorunsuz” ve “başarılı” bir evlilik sürdürmesi halinde denetimli serbestlikten yararlanması önerilmiştir. Ayrıca şiddete karşı kadınların korunma hakkının sınırlandırılması, boşanmanın zorlaştırılması, nafaka ve mal paylaşımı haklarının yok edilmesi, aile danışmanlığının, aile hukukunun dini temele oturtulması da komisyon önerileri arasında sayılmıştır. Yine 2016 yılında Anayasa Mahkemesi tarafından “15 yaşını tamamlamamış her çocuğa karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranışın cinsel istismar sayılacağına” ilişkin Türk Ceza Kanundaki hüküm iptal edilmiştir. 2017 yılında Müftülüklere resmi nikâh kıyma yetkisi veren düzenleme ile din adamları aile hukukuna karışabilecek özneler haline getirilmiştir. 2018 yılında “cinsel ilişkiye rıza yaşı” 12’ye düşürülmüş bunun sonucu olarak kız çocuklarının zorla ve erken yaşta evlendirilmelerinin yasal yolu açılmıştır.

Bütün bu gelişmeler de göstermektedir ki bugün sözü edilen affa kadar gelen sürecin asıl gerekçesi; “aileyi koruma” adı altında kadınların, kız çocuklarının kamusal alandan çıkarılması ve ev içine hapsedilmesidir. Yetişkin erkekler üzerinden bir mağduriyet algısı yaratılmaya çalışılıp çocuk istismarı “erken evlilik” denilerek meşrulaştırılmaktadır. Ailesinin ve yetişkin erkeğin baskısıyla çocukta bir rıza inşa edilmekte ve “o istedi, o da bana âşıktı” denilmektedir. Çocuklar gelişim dönemlerinin bir özelliği olarak kendilerinden yaşça büyük birine âşık olabilir, ona hayranlık duyabilirler elbette. Ancak burada temel sorumluluk yetişkindedir. Çocuğun ilgisini fark edip sınır çizmesi gereken yetişkindir. Bu sınırı çizmemişse cinsel istismar gerçekleşmiştir.

Çocuğun gelişim döneminde cinsel meraklarının olması, akranlarıyla flört etmesi, bazı cinsel davranışları pratik etmesi ile bir çocuğun gücü elinde bulunduran yetişkinler tarafından istismar edilmesi, toplumsal bir sözleşme olan evlilik kurumunun içine girmesi arasında dağlar kadar fark vardır. Çocuklar evlilik yoluyla bir istismarlar silsilesine maruz bırakılmakta, evlilik kurumu içinde çocuğun duygusal, ekonomik, fiziksel istismarı da görünmez ve meşru kılınmaktadır. 14 yaşına girmiş bir çocuğun evlenebileceğini söyleyen zihniyet bu çocuğun üreyebileceğini de söylüyor demektir. Erken yaş gebelikleri çocuklar için ciddi bir sorundur. Çocuğu sadece bedensel açıdan olumsuz etkilemekle kalmayıp, psikososyal açıdan da zarar vermektedir.

Tüm uluslararası sözleşmelerde ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda da 18 yaş altı çocuk olarak tanımlanmaktadır. Devletler yasal normlarla çocukları istismar edilmekten koruyacağını taahhüt etmektedir. Çocuk istismarı yalnızca cinsel istismarla sınırlandırılamaz. Çocuk işçiler, mülteci çocuklar, engelli çocuklar, tutuklu – hükümlü veya annesiyle beraber cezaevlerinde olan çocuklar… Hepsi ihmal ve istismar mağduru çocuklardır. Biz yetişkinlerin sorumluluğu tüm istismar biçimlerine, aralarında hiyerarşi kurmadan ve hak temelli biçimde ses çıkartmak ve çocuğun tekrarını yaşamaması için çaba göstermektir.

Dünya sağlık örgütü bilerek ve isteyerek çocuğa zarar vermenin yanında çocuğun korunması ve bakımına yönelik eksikliklerin de ihmal ve istismar olduğunu söyler. Özellikle pandemi sürecinin çocukların ve kadınların, şiddet ve istismara en yoğun maruz kaldığı dönem olduğunu ancak kadınların da çocukların da adalet mekanizmalarına ulaşamadığını biliyoruz. Çocuklarımızı korumasını beklediğimiz devlet aygıtının tam tersi bir şekilde, dini referanslarla çocuklarımızın hayatını karartma girişimlerine karşı asla sessiz kalmayacağız. 14 yaşına girmiş çocukların istismarında “failin niyeti”, “kamu yararı” gibi tartışmaları asla kabul etmiyoruz. Ve tüm kamuoyunu istismarın aklanmasına karşı sessiz kalmamaya çocuklarımızın üstün yararını gözeten düzenlemeleri talep etmeye davet ediyoruz. Buradan bir kere daha haykırıyoruz; çocuklarımızı karanlığınıza teslim etmeyeceğiz! İstismarcıların affını daha önce engelledik, yine engelleyeceğiz!

Latife DOĞAN

ESM Dış İlişkiler Kadın ve Çevre Sekreteri

Bir Yorum Yazın