25 Kasım Yürüyüşü

BASINA ve KAMUOYUNA

ŞİDDETE, YOKSULLUĞA, EŞİTSİZLİĞE KARŞI MÜCADELE VE DAYANIŞMAYI BÜYÜTÜYORUZ!

Bundan yaklaşık 60 yıl önce Dominik Cumhuriyeti’nde baskı, işkence ve faili meçhullere karşı mücadele eden Mirabel Kardeşler Trujillo Diktatörlüğü tarafından katledildi. Mirabel Kardeşlerden bu yana 25 Kasımlarda Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü’nde alanlardayız.

2021 yılının Türkiye’sinde her yeni güne vahşet boyutu artmış kadın cinayetleri haberleriyle uyanıyoruz. Bu yılın sadece ilk on ayında 243 kadın erkekler tarafından öldürüldü. Ekim ayında ise 18 kadın öldürülürken, 19 kadının ölümü şüpheli görüldü. Katillerin bahaneleri hep aynı; “boşanmayı istemek, evlenmeyi reddetmek, barışmayı reddetmek”… Yani kadının kendi hayatına dair karar almak istemesi. Şiddet sadece kadınların en yakınındaki erkeklerden gelmiyor. Geçtiğimiz günlerde İstanbul’da bir erkek sokakta hiç tanımadığı bir kadını “karşı koyamayacağını, zayıf olduğunu düşündüğü” için samuray kılıcı ile katletti. Şiddetin boyutu, nerden geldiği, vahşileşmesi her geçen gün bir önceki günü aratır durumdayken, erkek egemen iktidar aklı ise katilleri gazetelerin üçüncü sayfa haberiyle magazinleştirip şiddeti münferit olaylara indirgemeye çalışıyor. Ancak biz kadınlar biliyor ve haykırıyoruz; kadına şiddet sistematiktir ve KADIN CİNAYETLERİ POLİTİKTİR.

Gittikçe derinleşen yoksulluğun, geçim derdinin en can yakıcı olduğu bir dönemden geçiyoruz. AKP iktidarının ekonomi politikalarıyla halka dayattığı yoksulluk pandemiyle de derinleşti. Bu ekonomik koşullar kadınlara işten atma, mobbing gibi hak ihlalleri olarak geri döndü. Sendikalaştıkları için, insanca koşullarda yaşamak istedikleri için şiddetin binbir türlüsüne maruz kalan kadınlar Bakırköy Belediyesinde, Adko Türk’te, Bel Karper’de, Alba Plastik’te Sinbo’da direnişin en önünde yer aldı.

Ötekinin ötekisi göçmen kadınlar ise savaşta kaybettiği yakınlarının yasını tutamadan geldikleri topraklarda var olmaya çalışıyorlar. Göç yollarında cinsel taciz ve tecavüze uğrayan mülteci kadınlar vardıkları ülkelerde de aynı şiddeti yaşıyor. Eskişehir‘de bedeni çöplüklerde aranan SALLY için de bugün burada adalet istiyoruz. Soruyoruz Sally nerede? Tıpkı Sally davasında olduğu gibi, soruşturmaların doğru düzgün yapılmaması, delillerin toplanmaması ve hatta yok edilmesi; faillerin para, mevki, iktidar yakınlık, güç, üniformaya sahip olması suçun üstünün örtülmesini kolaylaştıran bir yargı pratiği haline geldi. Ölmemek için öldüren Çilem Doğan’a verilen 15 yıl hapis cezası ise geçtiğimiz günlerde Yargıtay tarafından onandı. Kadın cinayeti davalarında tahrik ve iyi hal indirimleriyle ödül gibi ceza alan erkeklerin sırtını sıvazlayan erkek adalet Çilem Doğan’ın meşru müdafaa hakkını yok saydı. Şiddet sarmalından çıkmak için meşru müdafaa hakkını kullanan kadınların yanındayız. KADINLAR İÇİN GERÇEK ADALET İSTİYORUZ!

Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin dayattığı önyargılar, eşitsizlik ve topluma dayatılan gericilik homofobik saldırganlığı besliyor. Onur Yürüyüşünde tomalarla, joplarla ve biber gazıyla gökkuşağının renklerini tek tipleştirmeye çalışan erkek egemen ve gerici dayatmalara karşı direniyoruz. Tüm insanca yaşam haklarımızı alana kadar ‘ALIŞIN BURDAYIZ’ diye haykırmaya devam edeceğiz.

Bir taraftan şiddet ve erkek adalet pratikleri artarken diğer taraftan kadınları şiddete karşı koruyacak, şiddeti önleyecek mekanizmalar birer birer ortadan kaldırılıyor, kadınların yasal hakları tek tek hedefe konuyor. İktidar sözcüsü yandaş basın “6284 Yuva Yıkıyor” diye manşetler atarak manipülasyonlarla kadın düşmanlığını sürdürüyor. Bizler şiddet gören kadın ve çocukların korunması için hayati önemde olan 6284 Sayılı Yasanın etkin şekilde uygulanmasını istiyoruz.

Diyanet İşleri Başkanlığı “şiddetle mücadelede” bir numaralı aktör haline getirilirken, kadına yönelik şiddeti önlemekle ve kadınları korumakla sorumlu kurumların bütçeleri azaltılıyor, aileye sıkıştırılan kadının varlığı her alanda siliniyor. Kadının eğitimine, sağlığına, sosyal güvencesine, özlük haklarına ayrılmayan bütçe kadın düşmanı söylemlerin yuvası olan Diyanet İşlerine cömertçe ayrılıyor. Yaptığı ayrımcı açıklamalarla laiklik ilkesini yok sayan Diyanet İşleri Başkanlığı kadına yönelik aşağılayıcı açıklamaları ile erkek şiddetini meşrulaştırıyor. Diyanet İşleri Başkanlığı kapatılsın, anayasada yer alan laiklik ilkesi hayata geçirilsin.

Biz kadınlar ÖZGÜRLÜK, ADALET, EŞİTLİK İSTİYORUZ! Bir gece vakti İstanbul Sözleşmesini fesheden AKP İktidarı bir şeyi unutuyor; “İstanbul Sözleşmesi Biziz” Kadına karşı şiddeti bir insan hakları ihlali ve ayrımcılık türü olarak tanımlayan ve devletlere kadınların şiddetten korunması için çok ciddi sorumluluklar veren bu anlaşma bizim için yaşamsaldır ve “İstanbul Sözleşmesi Yaşatır”. Kadına yönelik şiddetle etkili mücadele için birçok düzenleme getiren İstanbul Sözleşmesinden vazgeçmiyoruz.

TÜM BU ADALETSİZLİĞE ARTIK YETER DİYORUZ!

Bu sene de ülkenin her yerinde olduğu gibi Eskişehir’de de 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü’nde; şiddete uğrayan, ezilen, ayrımcılığa uğrayan, yok sayılan yoksulluğa mahkûm edilen tüm kadınlar için alanlardayız.

Biz kadınlar sokaktayız. Sokakları terk etmeyeceğiz. Erkekler tarafından öldürülen, tacize tecavüze uğrayan kız kardeşlerimizin yasını tutmaktan bıktık. Öfkeliyiz. Örgütlü mücadelemizin gücüyle, isyan çığlıklarıyla buradayız. Haklarımızı ve hayatlarımızı almaya çoğalarak geliyoruz.

Yaşasın Kadın Dayanışması!

Eskişehir Demokratik Kadın Platformu

 

Bir Yorum Yazın