Aile Ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Bunu da Yaptı!

skandallar_bitmiyor_h35610_2884d

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANLIĞI BUNU DA YAPTI: KORUNMA İHTİYACINDAKİ ÇOCUKLARIN SORUMLULUĞUNUN BAKANLIK ELİYLE DENİZ FENERİ DERNEĞİNE DEVREDİLDİĞİ ORTAYA ÇIKTI

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nda skandallar bitmiyor. Bu kadarı da olmaz dedirten bir duruma daha tanık oluyoruz. Çocukların her türlü korunmasından sorumlu olan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, yıllardır yolsuzluk ve dolandırıcılıkla gündemde olan ve akıllarda böyle yer eden Deniz Feneri Derneği ile, üstelik dernek hakkındaki dava henüz devam ederken bir protokol imzalayarak, korunma ihtiyacı içinde olan çocuklarla ilgili sorumluluklarını Deniz Fenerine devretmiştir. Nasıl mı? Protokolün amacı, “Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlükleri tarafından yapılan sosyal inceleme neticesinde ekonomik yoksunluk yaşadıkları tespit edilen bireylere ve ailelere ayni ve nakdi yardım desteği yapılması, çocukların psiko-sosyal gelişimlerine katkıda bulunmak amacıyla proje ve sosyal etkinlikler gerçekleştirilmesi, mevcut çocuk evlerinin fiziksel koşularının iyileştirilmesi” olarak belirtilmektedir. Yani maddi desteğe ve diğer etkinliklerden yararlanmaya ihtiyacı olan çocukları ve aileleri İl Müdürlükleri tespit ederek Deniz Feneri Derneği’ne bildirecek; bu da demek oluyor ki çocukların ve ailelerinin bilgileri Deniz Feneri Derneği’ne verilecek. Her ne kadar protokolde vakaya ilişkin sosyal inceleme raporu ve diğer özel bilgiler dernekle paylaşılmayacaktır dense de yardım alanın iletişim bilgileri ve gerekli diğer bilgilerin dernekle paylaşılacağı belirtilmektedir. Maddi yardıma ihtiyacı olma bilgisi zaten özel bir bilgidir ve bu kişilerin onayı olmadan paylaşılacaktır. Ayrıca, bu kişilerin iletişim bilgilerinin daha sonra dernek faaliyetleri için kullanılmayacağının herhangi bir garantisi yoktur ve bu alana dair herhangi bir denetim mekanizması bulunmamaktadır. Protokole göre çocuklar ile ailelerine yapılacak ayni ve nakdi yardımlar Deniz Feneri tarafından yapılacak; dernek çocuk evlerinin fiziki koşullarının iyileştirilmesine katkı sunacak, dernek tarafından çocuklara yönelik “mesleki hizmet” ve rehberlik de sunulabilecek. Bu çalışmanın ise önce İstanbul’da başlatılması, sonra yine aynı dernek üzerinden diğer illere yaygınlaştırılması hedeflenmektedir.

Nereden tutulsa elde kalacak bir durum ile karşı karşıyayız. Bakanlığın, Deniz Feneri gibi şaibeli bir dernekle bir protokol yapması başlı başına bir skandaldır. Bilindiği üzere, Deniz Feneri ile ilgili konu ilk olarak Almanya’da gündeme gelmiştir. Davanın Almanya ayağında sanıklar ceza almışlar, sanıklara ceza veren Alman Yargıç Johann Müller, Deniz feneri Derneği davası için “Almanya’nın en büyük bağış skandalı davası, asıl suçlular Türkiye’de” diyerek dernekle ilgili durumu özetlemişti. Türkiye’deki dava süreci ise bir kez daha bir hukuk skandalı şeklinde bir aklama davasına dönüşmüştür. Davanın sonucu ile ilgili tartışmalar halen sürmektedir ve halkın vicdanında bir aklanma ve rahatlama söz konusu değildir. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ise, bu aklama davasına dönmüş olan hukuk sürecini bile beklemeye gerek duymadan adı geçen dernekle protokol imzalayabilmiştir. Davanın sonucu 13 Mayıs 2015 tarihinde duyurulmuştur. Ama Bakanlık protokolü henüz dava devam ederken, 17 Nisan 2015 tahinde imzalamıştır. Bakanlık sitesinden duyuru ise, yine dava henüz sonuçlanmadan, 11 Mayıs tarihinde yapılmıştır. Şimdi sormak istiyoruz, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı bu cesareti ve rahatlığı nereden almaktadır? Bu protokolle ne yapmak istemektedir? Anlaşılan o ki, bu protokol iktidarın Deniz Feneri Derneğini aklama ve derneği güçlendirme operasyonunun bir parçasıdır.

Peki bu protokol Deniz Feneri Derneği ile değil de başka bir dernekle yapılsaydı kabul edilebilir miydi? Elbette ki yine kabul edilemezdi.

Çünkü, bu uygulamalar Bakanlığın, yani devletin kendi koruması altındaki çocuklara ve ailelere sağlaması gereken sosyal hizmet görevlerini dernekler aracılığıyla taşeronlaştırması anlamına gelmektedir. Devlet, görevini derneğe devrederek kendi sunması gereken hizmetlerin sorumluluğunu üzerinden atmaktadır. Bu durum, aynı zamanda sunulacak hizmetlerin de hizmetlerden yararlanacak olan kesimlerin de denetimden uzak, istismara açık hale getirilmesi demektir. Bu politikayla devlet, sosyal hizmet alanından elini çektiğini, sosyal hizmet alanını derneklerin, vakıfların, hayırseverlerin insafına bıraktığının somut bir örneğidir.

Bu protokolle aynı zamanda Bakanlık, kendinde bulunması gereken aileler ve çocuklarla bilgileri de derneğe devretmektedir. Bunun ne kadar tehlikeli sonuçlar doğurabileceği, insanların nasıl mağdur edildiği yaşanmış örneklerle önümüzde durmaktadır. Burada da İstanbul’dan başlamak ve sonra diğer illere de yayılmak üzere maddi desteğe ihtiyacı olan çocuklar tespit edilip, yandaş bir derneğe teslim edilmek istenmektedir.
Bu politikalar, yıllardan beri söylediklerimizin ve uyarılarımızın ne kadar doğru olduğunu bir kez daha göstermektedir. Devletin temel politikasının gerek özelleştirmelerle, gerek taşeron şirketlere havale ederek, gerekse de dernekler aracılığı ile taşeronlaştırarak devletin sosyal hizmetlerden elini çektiği bir sistem yaratmak olduğunu yıllardır ifade ediyoruz. Önümüzdeki protokol örneği ise devletin çocuk bakımı ile ilgili tüm kamu kurumlarını tasfiye edişinin somut örneğidir. Önce kurumları sevgi evlerine dönüştüren, bu evlerde çocuklara sağlanacak hizmetleri taşeron şirketlere devrederek denetimsiz bırakan, çocukların şiddet ve istismara açık hale gelmesine neden olan da bu tasfiyenin kendisidir.

13 yıllık iktidarları boyunca yoksulları da, çocukları da, kadınları da, engellileri de, kısaca sosyal hizmet alanının tamamını iktidara hizmet alanına çeviren, hizmete ihtiyaç duyan kesimleri istismara daha da açık hale getiren politikaların somut bir örneğidir bu protokol.

. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, ihtiyaç sahiplerini yardımlara bağımlı hale getirmek yerine yoksullukla mücadelede yoksulluğun önlenmesine, insan hak ve onuruna yaraşır esaslı çözüm mekanizmaları üretmeye yönelik ne tür sosyal politikalar üretmektedir?

. Sosyal yardımlardan yararlanan kişi sayısı ile sosyal yardım programlarının harcamalarındaki ciddi artışlar göz önünde bulundurulduğunda, özellikle 2011 yılından bu yana yapılan yardımlara ilişkin bilgiler ve istatistikler neden açıklanmamaktadır?

. Bakanlığın, sosyal yardımlar söz konusu olduğunda sivil toplum kuruluşları ile protokol imzalama kriterleri var mıdır? varsa bunlar nelerdir?
. Söz konusu dernek ile protokol imzalanırken hangi kriterler göz önünde bulundurulmuştur?
. Protokolün imzalandığı tarihte (17 Nisan 2015) Deniz Feneri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği yöneticileri hakkında sürmekte olan “toplanan paranın amaç dışı kullanımı” davasının halen sonuçlanmamış olduğu gözden mi kaçırılmıştır?

. Varsa daha önce imzalanan protokoller dâhil olmak üzere, bu dernek ve diğer sivil toplum kuruluşlarına yapılan yönlendirme sayıları ve yardımların içerikleri, şeffaflık ilkesi doğrultusunda kamuoyu ile paylaşılacak mıdır?
. Protokol çerçevesinde bir mali kaynak aktarımı söz konusu olacak mıdır?
.Protokol doğrultusunda yapılacak yönlendirme ve yardımlar sonrasındaki izleme ve denetlemeye yönelik ne tür önlemler alınmıştır?

Deniz Feneri Derneği ile yapılan bu protokol derhal iptal edilmelidir. Devlet, kendi sorumluluğunu derneklere havale ederek ve hizmetleri piyasaya açarak sosyal hizmet alanının özelleştirilmesi politikalarından derhal vazgeçmelidir. Bu protokolde sorumluluğu olanlar bir an önce istifa etmelidir.

PROTOKOL İÇİN>>>

SES ESKİŞEHİR ŞUBESİ
SOSYAL HİZMET UZMANLARI DERNEĞİ ESKİŞEHİR TEMSİLCİLİĞİ

Bir Yorum Yazın